Yüreği birlikte atanlar...

Ciğersiz Aydınların Türkiye Vizyonu

19/12/2008 · Kategori: Hasan Celal GUZEL

Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetinde size, ne yazık ki son zamanlarda sayıları artmaya başlayan ciğersiz aydınların Türkiye vizyonunu aksettiren hayalî bir muhavereyi sunmak istiyorum. Kulakları çınlasın, benim gibi Türkçe aşığı olan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, millî değerlerini kaybetmiş, yabancı hayranı aydın bozuntularını ‘ciğersiz’ diye tarif eder. Bu aydın makulesi, 19. asırdan itibaren kendi milletine ve halkına ihanet içinde olmuştur.
(Sahne: Boğaz’da bir yalı. Beş ciğersiz aydın içkilerini yudumlayarak sohbet etmektedir.)
1. Aydın: Başbakan ağzının payını aldı arkadaşlar. Ne demek ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak?’ Hani bir zamanlar MHP’lilerin bir sloganı vardı: ‘Bütün Türkler bir ordu’ diyorlardı; onun gibi bir şey...
2. Aydın: Ordu dedin de, sizin attığınız manşetler de harikaydı. Soros’un, Cheney’in paraları helâl olsun size arkadaş... (3. Aydın’a dönerek) Senin de Neçirvan’dan cukkaladığın paralar fena değil hani...
3. Aydın: Bırak zevzekliği yahu, adam iyiden iyiye askere yanaştı. Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözümlere sırtını döndü. Kürt sorununu Pe Ke Ke ile itişmek sanıyor. Bereket versin o iki lâfı etti de bize de bol bol malzeme verdi.
4. Aydın: Arkadaşlar, bu Türkiye’deki faşistlerin son çırpınışları... Artık geri sayım başlamıştır. Türkiye’nin yakın gelecekteki profili ortaya çıkmıştır. Bakın işte buraya yazıyorum. Gelecek aydan itibaren Başbakan da demokratik çözüm arayışlarını hızlandıracaktır. Önce masumane ekonomik, sosyal, kültürel haklar verilir; sonra da ‘Yeni Anayasa’ ile faşistlerin ‘üniter devleti’ne darbe vurulur. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir nasılsa... Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, DTP’nin dediği gibi ‘bölge meclisleri’, adı konulmamış özerklik, sonra da ‘Türkiye ve Kürdistan Federasyonu Cumhuriyeti...’ Hani, Ergenekoncu Doğu Perinçek bir zamanlar çıkardığı dergisine bunu kapak yapmıştı.
5. Aydın: Ağır ol bakalım; bütün bunlara asker ne diyecek?
4. Aydın: Paşa keyifleri bilir... Eğer gene borazanları öttürüp darbe yapacak olurlarsa âkibetlerini daha da hızlandırmış olurlar. Bu aşamaları geçmeye lüzum kalmadan Türkiye bölünür ve bağımsız Kürdistan kurulur.
2. Aydın: Nasıl yani?
4. Aydın: Nasıl olacak, seninkiler borazanı öttürünce malûm servisler bir bahane icat ederek bölgede isyan başlatırlar. Meşruiyeti olmayan darbeci generaller de isyanı bastırmak isteyince kıyamet kopar. ‘Özgürlükçü’ Obama’nın gayreti ve AB’nin desteğiyle, uluslararası platformlardan kovulmuş, itibarsız bir Türkiye’nin bölünmesi işten bile değildir.
2. Aydın: Ya bize ne yaparlar?
4. Aydın: Sen merak etme, soluğu Amerika’da, Avrupa’da alırız. Daha önce de olmadı mı?.. Üstelik, birer özgürlükçü aydın sıfatıyla dönüşümüz muhteşem olur. (Hep birlikte gülüşürler.) Jöntürkler’den beri aynı filmi seyretmedik mi?..
1. Aydın: Bakın arkadaşlar, devir misyon ve vizyon devri. Dünyanın göbeğinde büyük bir Türkiye’ye izin vermezler. Önünde sonunda Sivas’tan öte taraf Kürtlerle Ermeniler arasında pay edilecektir. Gerçekçi olalım;
Doğu ve Güneydoğu’dan kurtulmuş bir
Türkiye kolayca AB’ye de kabul edilir. Düşünebiliyor musunuz, kişi başına gelirimiz bir anda 20 bin doları bulur.
2. Aydın: Keşke şu kurumaya başlayan toprağı ve 2 milyon gericisiyle Konya’dan da kurtulabilsek. (Kahkahalar.)
3. Aydın: Hem 20 milyon Kürt, Urartular’dan beri binlerce yıldır yaşadığı topraklarda neden kendi devletini kuramasınmış?
2. Aydın: Ufak at da civcivler yesin...
Ne Urartusu, hangi 20 milyon yahu!..
1. Aydın: Her neyse arkadaşlar, artık Ermeni sorununu çözmenin de vakti yaklaşıyor. Lâmı cimi yok, Osmanlılar resmen soykırım yapmışlar, 2 milyon Ermeni’yi kıtır kıtır kesmişler...
2. Aydın: (Sözünü keserek) Ne o üstad? Orhan Pamuk’tan sonra bu defa da Nobel’e
sen mi aday oluyorsun?..
4. Aydın: Türkiye Ermeniler’den özür dilemeli; tazminat olarak da Kars-Van arasını Ermenistan’a bırakmalıdır...
3. Aydın: (Kızgınlıkla atılır) Van Kürtlerindir, kimseye bırakmayız.
4. Aydın: Ciddî olalım arkadaşlar. Geleceği iyi görelim ve değerlendirelim. Bu arada Kıbrıs sorununu da fazla gecikmeden çözümlemeliyiz.
2. Aydın: Sen merak etme. Bizim Mehmet Ali, Hristofyas ile birlikte işi tamamlamak üzereler. Birkaç yıl sonra artık bir Kıbrıs sorunu da kalmayacak.
***
(Diğer Aydınlar 5. Aydın’a dönerek): Senin niye hiç sesin çıkmıyor? Geleceğin Türkiye
vizyonu seni hiç heyecanlandırmıyor mu?
5. Aydın: (Endişeyle başını sallar) Arkadaşlar, siz hiç milleti hesaba katmıyorsunuz. Bu millet, tam yok edileceği sırada Türk’üyle, Kürd’üyle , Arabı’yla , Çerkezi’yle , Lazı’yla nasıl destanlar yazdı, unuttunuz mu? Mesele ordu, politikacı, aydın filân değil. Benim bildiğim Türk Milleti, bu hayallerinizin gerçekleşmesine aslâ müsaade etmez. (Sessizlik.)  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Alevi Açılımı ve Millî Birlik

19/12/2008 · Kategori: Hasan Celal GUZEL

Atatürk ’ün, ‘Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz’ şeklindeki vecizesi üzerinde çok tartışılmıştır. Önce sosyalistler, bu sözün toplumdaki ‘sınıf gerçeği’ ni reddettiğini iddia etmişler; tek parti dikta rejiminden şikâyetçi olanlar da imtiyazlı bürokratik elitizmi göstererek bu tespite karşı çıkmışlardır. Lâkin, en fazla ‘kaynaşmış’ kelimesine tepki gösterilmiş; demokratlar, liberaller ve bunları istismar eden etnik ayrılıkçılık peşinde olanlar, bu kavramı, ‘asimilasyon’ (benzeştirme) ve ‘tek tip toplum yaratma’ olarak değerlendirmişlerdir.
Atatürk ’ün, her millî lider gibi, mümkün olduğu kadar kaynaşmış ve ihtilâfsız bir toplum arzu etmesini normal karşılamak ve o dönemdeki ‘millî devlet’ politikasının icabı olarak kabul
etmek gerekir. Ancak, ne yazık ki, özellikle Şeflik Devri ’ndeki faşizan yönetim ve toplum anlayışı, ‘tek tip toplum’ oluşturulması için dayatmalarda bulunmuş; ortaya da ‘kaynaşmış’
bir kitle değil ‘huzursuz toplum’ çıkmıştır.
***
Liberal geçinen marksist takıntılı bazı entel bozuntuları, yazılarımı hazmedemeyip arada
bir paçama saldırsalar da, bütün ömrünü demokrasi ve hürriyetler mücadelesine vakfetmiş ‘ciğerli’ bir aydın sıfatıyla, jakoben toplum mühendisliğine, tek tip toplum oluşturma gayretlerine ve her türlü asimilasyona karşı olduğumu altını çizerek belirtmek istiyorum.
Lâkin, ‘çok kültürlülük’ ve ‘çok renklilik’ konusunda ahkâm keserken, Türk toplumunda özellikle farklılıkları mübalağa ederek derinleştirmeyi, buna karşılık benzerlikler konusunda sessiz kalmayı, kasıtlı ve yanlış bir tutum olarak görüyorum.
Türkiye ’deki toplum yapısı, diğer birçok ülkelerle karşılaştırıldığında, bir hayli homojen (mütecanis) bir karakter arz eder. Halbuki yazılıp çizilenlere bakılırsa, toplumumuzun, birbirinden tamamen farklı kültürel özellikteki çok sayıda adacıklardan müteşekkil, tamamen heterojen ve dağınık özellikte olduğu zannedilecektir. Ne gariptir ki, sorumluluk mevkiindeki devlet adamlarımız bile, Türkiye ’de kırk çeşit etnik grubun bulunduğunu -Türkmen boylarını da ayrı ayrı sayarak- iftiharla ilân ederler.
Kültürel ve etnik farklılıklar zenginliktir. Tamam da, bir devlet ve millet bütünlüğü
içinde, insan hak ve hürriyetlerinin tam olarak teminat altında olduğu demokratik bir ülkede, millî birlik ve bütünlük içinde bir arada yaşamak da , en az bu zenginlikler kadar önemlidir.
Bizim sözde aydınların en büyük zevkleri ve meşgaleleri, dış faktörlerin de tesiriyle, Türkiye ’yi, bölük pörçük göstermeye çalışmak ve etnik,
dinî, mezhebî farklılıkları körüklemektir.
***
Hükûmet ’in Alevî açılımını değerlendirirken önce şu tespitte bulunmak istiyorum. Alevîler , hiçbir şekilde dinî, etnik ya da sosyal bir azınlık değildir. Alevîler Müslüman ’dır. Türkiye ’deki Alevîlik , İran ve Orta Doğu ’nun diğer bazı ülkelerindeki Şiî Mezhebi ’ne de dahil edilemez. Alevîler ’in yüzde 90’ından fazlası Türk/Türkmen Alevî ’dir; kalan yüzde 5-10’luk kısım da Kürt kardeşlerimizdir. Alevîlik , ayrı bir din veya mezhep değil, İslâmiyet ’in değişik bir yorumu, bir tarîk (yol), kültürel bir hayat tarzı ve anlayıştır.
Alevîlik hakkında yeterli bilgi olmadığı ve bilgisizlikten doğan yanlış değerlendirmeler yüzünden Alevîlerin , bir zamanlar dışlandıkları doğrudur. Hükûmet , değerli araştırmacı-yazar ve AK Parti milletvekili Reha Çamuroğlu ’nun da katkısıyla, geç kalarak da olsa Alevîlerin talepleri üzerinde durmuş ve üç noktada reform niteliğinde yeniliklere açık olduğunu ilân etmiştir.
Bunlardan, Alevîler ’in devlet içinde temsili için bizce en uygun yer Diyanet İşleri Başkanlığı ’dır. Başbakanlık ’ta veya Kültür ve Turizm Bakanlığı ’nda ikinci bir ‘Alevî Diyanet
İşleri’ nin kurulması mahzurlu olur.
Cemevleri ’nin ibadethane olarak tanınması, toplumda ihtilâflara sebep olur. Bunun yerine, Cemevleri ‘Kültür Evi’ olarak kabul edilebilir. Bu çerçevede Cemevlerinden elektrik ve su paraları alınmaz; ayrıca, dedeler de Kültür Bakanlığı görevlisi olarak maaş ya da ücret alabilirler.
En önemli açılım, zorunlu din ve ahlâk öğretimi derslerinin seçmeli hâle getirilmesidir. Bu derslerin müfredatı da diğer dinleri ve inanç kültürlerini ihtiva edecek şekilde değiştirilebilir. Ancak, bu durumda ayrıca, İslâmiyet ’in ve ibadetin öğretilebileceği Anayasa ’da da öngörülen ‘din eğitimi’ dersleri de seçmeli ders olarak konulmalıdır.
***
Her türlü demokratik ve hürriyetçi açılıma taraftarız. Yeter ki, bazı dış çevrelerin
farklılıkları bölünmüşlüğe taşımaya çalışan faaliyetlerini iyi takip edebilelim.


<_script /><_script />

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sizler aydınsanız ben değilim

19/12/2008 · Kategori: Hasan Celal GUZEL

Bu yazıyı kaleme almak benim için zor oldu. Bir taraftan, sözde kendi aydınları tarafından sırtından hançerlenen bu mazlum milletin bir mensubu olarak hissettiğim ıstırabı ve öfkeyi ifade edecek kelime bulmanın sıkıntısını çektim; diğer taraftan da ne yazık ki içlerinde sevdiğim bazı dostlarımın da bulunduğu bu aydın makulesini tahkir etmeden tenkit etmenin zorluğunu yaşadım.
Büyük ihtimalle Ermeni diyasporası tarafından ustaca hazırlanmış ve genlerine, kromozomlarına kadar aşağılık duygusu sinmiş zillet içindeki sözde aydınlarımızın ‘Özür Dileme Kampanyası’ adı altında imzaya açtıkları metin şöyle:
“1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyorum, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Yazıklar olsun size, vicdansızlar!..
Ben ömrümde bu kadar büyük haksızlık ve vicdansızlık görmedim...
İnsan hiç değilse biraz tarafsız görünmeye çalışır; diğer tarafın yaptıklarından da, en azından dengelemek için bahseder. Lâkin, diyaspora tarafından hazırlanarak bu ciğersiz aydınların eline tutuşturulan ihanet metnindeki büyük harflerle yazılmış ‘Büyük Felaket’ ifadesi, hazırlayanları ele veriyor. Zira, bu ibare, diyaspora ve Ermenistan tarafından ‘soykırım’ olarak anlaşılıyor. Yani, bu ihanet belgesini imzalayanlar, aksini iddia etseler de, aslında soykırımı kabul etmiş oluyorlar.
***
Sorarım sizlere, bin yıl bir arada kardeşçe yaşayan Türkler ve Ermeniler, neden 1878’den sonra birbirlerine girdiler? Bin yıl boyunca Ermenileri kendi kardeşleri gibi bağırlarına basanlar, bir anda soykırımcı mı oldular? Asıl özür dilemesi gerekenler, Ermenileri tahrik edip tedhiş örgütleri kurduran ve onları ayrılıkçılığa sevk eden Batılı emperyalistler, Ruslar, Amerikalılar, İngilizler ve Fransızlar’dır.
Hiç utanmadan 1915 Ermeni tehcirine Taşnak ağzıyla ‘Büyük Felaket’ diyenler, Mayıs 1914 ile Haziran 1915 arasında Ermeni komitacıları tarafından katledilen 122 bin Müslüman Türk ve Kürt’ün varlığından haberdar değiller midir? Bunların kimlikleri, tek tek arşiv vesikalarına dayalı olarak ortadadır.
Tehcirden kısa bir süre önce, Rusların desteğindeki Ermeniler, bir gecede Van’da 35 bin Türk’ü ve Kürt’ü katlettiler. Tehcirde bu olayın da tesiri olmuştur. Bir müddet sonra Ruslar çekilince, bu defa Türkler ve Kürtler de yakınlarını öldürenlerden intikamlarını aldılar. Burada, Prof. Fuat Köprülü’nün dediği gibi ‘mukatala’ olmuştur; tek taraflı katliam sözkonusu değildir. Şimdi, siz olayı tek taraflı olarak ele alıp Taşnak katillerden hiç sıkılmadan özür diliyorsunuz...
***
‘Vicdanınız kabul etmiyor’ ha?
Lâkin, 1878-1922 arasında kırk yıl müddetle Ermeni komitacıları tarafından işkenceyle öldürülen 500 binden fazla Müslüman Türk ve Kürt, kararmış vicdanlarınızı rahatsız etmiyor demek!...
1890’da Erzurum İsyanı, 1893’te 1. Sason İsyanı, 1895’te 1. Van İsyanı ve Zeytun Ayaklanması, 1904’te 2. Sason İsyanı, 1909’da Adana Olayları, 1915’te 2. Van Olayları ve katliâmı, ayrıca Muş, Bitlis, Kars, Ardahan, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum ve Erzincan mezalimlerinde öldürülen binlerce insan da herhalde sizleri ilgilendirmiyordur. Çünkü onlar Ermeni değiller, Türk ve Kürtler...
Hangi birini anlatalım? Şimdiki Ermenistan’ın bulunduğu, Osmanlı’nın Revan Vilâyeti’nde, Ermeni Araştırmacısı Zevan Karkodyan’ın tespitlerine göre, 1918-1920 arasında Taşnak Hükûmeti ve Taşnak Ordusu tarafından gerçekleştirilen soykırım neticesinde, 575 bin Türk’ten sadece 10 bini kalabilmiştir. Yoksa sizin vicdan alanınız Erivan’ı kapsamıyor mu?..
Daha dün Azerbaycan’da gerçekleştirilen Hocalı Katliâmı için hiç vicdanınız sızladı mı?..
Bu mazlum millet, sizin diyaspora ağzıyla Büyük Felâket dediğiniz 1915 Ermeni tehciri esnasında, birkaç sene zarfında Balkanlar’daki en az 7,5 milyon Türk, korkunç bir soykırıma mâruz kalmıştı. Bugüne kadar bu konuda tek satır yazıp tek söz söylediniz mi?..
Ya, diyaspora cânilerinin alçakça şehit ettikleri arslanlar gibi diplomatlarımıza ne demeli?!..
Diyasporaya kiraladığınız vicdanlarınız bu adaletsizliği de reddediyor mu?..
Sizler aydınsanız ben aydın değilim!..


Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Siz de Aydınsanız...

19/12/2008 · Kategori: Hasan Celal GUZEL

Bu sefil özürnameyi yakından incelediğinizde birçok mantık hatâsı ve saçmalıkla karşılaşıyorsunuz:

Kendini insancıl ve liberal göstermek için tarihî gerçekleri inkâr ederek Türk Milleti’nin şeref ve itibarı üzerinden caka satan, büyük kısmı aldatılmış bir avuç aydın bozuntusunun özürnâmesi, milletimizin sırtına âdeta bir ihanet hançeri gibi saplandı.
Bu sefil özürnameyi yakından incelediğinizde birçok mantık hatâsı ve saçmalıkla karşılaşıyorsunuz:
Bir defa, dün de işaret ettiğimiz gibi, bu metin bir özür metni değil, resmen soykırımı kabul metnidir. Zira, diyaspora ve Ermenistan, metindeki ‘Büyük Felâket’i tehcir için değil, soykırım için kullanmaktadır.
İkinci olarak, Türkiye’de hiç kimse, 1915’deki Ermeni tehciri ile öncesi ve sonrasındaki olaylar konusunda, iddia edildiği gibi duyarsız değildir. Olaylar sırasında Türklerin ve Ermenilerin zarar gördüklerini kimse inkâr etmiyor. Emperyalist devletlerle Taşnak cinayet şebekelerinin yol açtığı bu olaylar neticesinde mağdur olan Türk, Kürt ve Ermeniler için elbette üzüntü duyuyoruz. Ancak, bu üzüntümüz diyaspora muhibleri gibi tek taraflı değildir.
Türkiye, Ermeni tehciri konusunda aslâ inkârcı olmamıştır. Bilâkis, yıllardır tarihle yüzleşmek istediğimizi, arşivlerin bilim adamları tarafından müştereken incelenmesi gerektiğini ısrarla söylüyoruz.
Ortada özür dilenecek bir durum yoktur. Hem kim kimden ne diye özür dilesin ki?.. Ortada suçlu yok... Özürnamedeki imza sahipleri arasında, ismi yegâne uygun kişi, ünlü İttihatçı Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal’dir (Ermeni komitacıları tarafından alçakça şehit edilen Cemal Paşa mezarında ters dönmüştür herhalde...).
***
Bu özür kepazeliğinin, Fransa’daki çağdışı kanunun parlamentodan çekilmesinden hemen sonra ortaya çıkması, ister istemez bu eylemin, diyasporanın bir rövanş hareketi olabileceğini akla getiriyor. Öyle ya, Türkiye’de çıkarlarınıza ve kininize kolaylıkla âlet edebileceğiniz, kendi milletine, tarihine, devletine ihanet edebilecek bunca ‘aydın’ olduktan sonra...
Ünlü Yahudi Soykırımı’ndan söz edilirken, hiç kimse Alman Milleti’ni suçlamaz; Almanlar soykırımcıdır demez. Halbuki, Ermeni Soykırımı iftirası sözkonusu olduğunda, İttihatçıların Tehcir Kararnamesi değil, doğrudan doğruya Türk Milleti ve Türkler suçlanırlar. Bu mülevves özürnâmenin temelinde de aynı ırkçı yaklaşım yatmaktadır.
Bu özürnamenin imza sahipleri arasında, bana Osmanlıca bilen tek tarihçi bilim adamı gösteremezsiniz. Bu sözde aydınların tamamına yakın kısmı, İngiliz Propaganda Bakanlığı’nın (Wellington House) 1. Cihan Harbi için hazırlattığı, baştan sona uydurma hikâyelerle dolu ‘Mavi Kitap’ okuyucularıdır. Kendi tarihinden ve milletinden nefret eden bu haramzadeler, Ermeniler konusunda hayret edilecek kadar bilgisiz ve câhildir.
***
Türkiye, Ermenistan’la ilişkilerde Cumhurbaşkanı Gül’ün başlattığı ve Başbakan’ın da desteklediği yeni ve olumlu bir döneme girmiştir. Bu dönemin sonunda, Türkiye ile Ermenistan arasında dostane münasebetlerin gelişmesini bütün iyiniyetimizle bekliyoruz.
Ancak, iki ülke arasındaki bu gelişmelerin, diyasporanın kin ve intikama dayalı politikasına ters geldiği anlaşılıyor. İşte, mâhut özürnâmenin ortaya çıkışı da, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesini istemeyen diyasporanın bir oyunudur. Ne yazık ki, kendilerinin ne derece liberal olduklarını göstermeye çalışan kompleksli aydınlarımız da, bu oyunun piyonları olarak kullanılmışlardır.
Bu özür rezaleti, yumuşamaya başlayan Türkiye-Ermenistan ilişkilerini tehlikeye sokacaktır. Bu zillet belgesine karşı çıkanlar da, tekrar eski defterleri karıştıracaklar ve aradaki gerginlik tırmanmaya başlayacaktır. Buna imkân verilmemelidir.
***
Biliyorum, bazı sütübozuklar, bu yazıdan dolayı beni faşist filân ilân etmeye kalkışacaklardır. Umurumda bile değil... Onların ithamları, benim ve benim gibi düşünen milletimin vatanseverlik belgeleri olacaktır.
Türk Milleti, mazlum ama o derece vakur, büyük bir millettir. Benim tarihimde yüzümü kızartacak ve özür dilememi gerektirecek hiçbir olay yoktur. Zerre kadar hoşlanmadığım İttihatçılar bile, başka milletlere karşı özür dilenecek hiçbir icraatta bulunmamışlardır.
Milletimle, tarihimle, medeniyetimle, atalarımla övünüyorum.

 


19.Aralık.2008 08:55:30

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!