Yüreği birlikte atanlar...

Yare gizli sözlerim var / Diyemiyorum ele karşı

29/12/2008 · Kategori: İskender PALA

Bir yanda Ergenekon davası, öte yanda yerel seçimlerin yaklaşması. Demokrasi, millet, vatan, Sakarya, insan hakları, basın özgürlüğü vs. vs. Bir mücadeledir gidiyor. Bayrak elden ele, teşkilat ilden ile...

"İl" veya "el" kelimesi Türkçe'nin en eski kelimelerindendir. Mecazlarıyla, deyimleriyle, tamlamalarıyla birlikte Türkçe sözlüklerin neredeyse en geniş yer ayırdıkları kelime. Bugün olduğu gibi eskiden de hem "il", hem de "el" telaffuzuyla kullanılıyordu ve pek çok anlamı vardı. Biz üçünü yakından görelim:

1. Aynı dili konuşan, aynı kültür havzasında yer alan insanlar bütünü, halk, ahali: Eloğlu, elalem, ele güne karşı, el ile gelen düğün bayram... "Karac'oğlan der ki kendi halinde / Söylenir sözümüz elin dilinde." Dikkat buyurulursa kelimenin bu anlamında farklı uluslardan biri olmaktan ziyade aynı milletten olup da aralarında yakınlık bağı bulunmayan insanlar el olarak tanımlanmaktadır.

2. Aynı dili konuşan, aynı kültür havzasında yer alan insanların üzerinde yaşadığı toprak parçası, vatan, yurt: Rum-eli, Korkut-eli, yad eller, bizim eller, ilden ile... "Yemen ellerinde Veysel Karani" ilahisi, "Yine göç eyledi Avşar elleri" türküsü veya "Ela gözlerini sevdiğim dilber / Gel bizim elleri gez kerem eyle (Karacaoğlan)" koşması bu manayı ihtiva eder ki kelime burada tamamen bir mekân tanımı vermektedir.

3. Sınırları belli bir coğrafya üzerinde yaşayan milletin kendi kendisini idare etmek üzere geliştirdiği teşkilat yapısı, vilayet, il. Kelime bu anlamıyla yönetim kademeleri arasında bir vali tarafından yönetilen şehir bütününe karşılık gelir. Eskiden geniş toprakları ve büyük yönetim birimlerini, yani eyalet yönetimini anlatırdı. İlbeyi, ilhan, ilbaşı, il daimi encümeni, il özel idaresi, Kırım vilayeti, Cezayir vilayeti... vs.

İmdi, bu anlamlardan birincisi millet, ikincisi vatan, üçüncüsü de devlet kavramıyla örtüşen kelimelerdir. Yani biri olmayınca diğerlerinin anlam kazanmadığı bir bütünlük. Hani Göktürk Kitabeleri'ndeki "Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer kılındığında ikisi arasında kılınan kişioğlunun ili ve töresi" gibi. Bu il ve törenin bozulmaması, yaşaması için "il/el" kelimesinin bir başka anlamına, belki dördüncü anlamına ihtiyaç vardır: Barış, sulh, dirlik, düzenlik. Hani "elçi / ilçi" dediğimiz zaman kastettiğimiz anlam gibi. El'den gelip, iki il arasındaki barışı temin için çalışan kişi yani. Siz buna "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesinin temelindeki düşünce yapısı diyebilirsiniz. O halde millet, vatan ve devlet kavramlarını barış ile ayakta tutan il, gücünü, kuvvetini, kudretini yani ki kut'unu milletten alırsa var olur. Millet olmayınca ne devlet, ne de ülke ayakta kalıcı değildir. El ele verip ilden ile götürülecek düstur ise TBMM'nin alnında yazılıdır: "Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir".

Suret ve mânâ

Duygu ve hayal unsurlarının ağırlıkta olduğu edebi eserleri veya şiiri daha iyi anlayabilmek için onu unsurlarına ayrıştırarak incelemek gerekir. Eskilerin metin şerhi, şimdilerin edebi yorum dedikleri bu yöntem sayesinde şairin kalbindekine ve zihnindekine bir merhale daha yaklaşmak mümkündür. Bu tıpkı, maddenin bir laboratuvarda kimyasal ayrıştırma ile unsurlarına dönüştürülmesi gibidir. Manzum eserlerin laboratuvarında kelimeler analiz edildikçe mânâ buhar buhar çoğalır, duman duman yükselir, dalga dalga yayılır. Hatta bu laboratuvarda sözün rengi, kokusu, deseni, sesi, hayali vb. ortaya çıkartılabilir. Bunun için tıpkı fizik veya kimya kanunları gibi birtakım kanunlar ve kurallar geçerlidir ve o kurallara uyulduğu müddetçe maddesi olmayan kelimelerden soyut (mücerred) anlamlar tütmeye başlar. Bu, duygu veya hayalin latif cismidir ki milletin ruhundaki edebi zevki coşturur ve manayı reaksiyoner kılar.

Klasik sanatların belli kuralları ve kanunları gereği bir manzume, şekil ve suret yönünden olduğu kadar mânâ ve ruh yönünden de kalıplar içinde üretilir. Gazel, kaside, terkib-i bend, münacat, na't vb. bütün manzumelerde dış çerçeveyi oluşturan bir kurallar silsilesi kadar bir mana ve içerik dayatması vardır ve şair ancak kuralları yerine getirdikten sonra kendisini özgür hisseder. Takdir edilir ki bunca kurala uyduktan sonra özgürlüğün sınırı daralmış olacaktır. Bizim eski şiirimize mey ü mahbub, gül ü mül, lale sümbül gözüyle bakanlar işte bu dayatma ve kuralların kısır dünyasında oyalanıp kalırlar ve şairlerin özgür kaldıkları his ve hayal dünyalarında bize parmak ısırtacak ince hisler, kıymetli fikirler, zengin hayaller, katman katman mana ve renkli üslupların farkına varamazlar. Onları yanıltan şey, aynı kelimelerin, aynı kalıplaşmış halleriyle tekrarıdır.

02 Aralık 2008, Salı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »